Bu topraklarda yaşayan insanların özellikle insani hak ve özgürlükler ve demokrasi anlamında vahim sıkıntı ve dayatmalarla karşı karşıya olduğu bir gerçektir. Ancak bu sıkıntı ve dayatmaların kaynağının keskin bir bıçak gibi belli bir döneme dayanması ve bu dönemden sonra artarak devam etmesi bu sistematik gerçeği bizim için mühim bir tefekkür konusu haline getiriyor.
Bunları teker teker örnekleyerek somutlaştırmak mümkün olmadığından sadece son günlerin gündeminin ilk sırasını işgal eden popüler kavramı “hukuk“ a değinmekte yarar görüyorum.
Cumhuriyet döneminden bu yana kaynağı, menşei ve rüştü henüz belli olmayan ve “resmi ideoloji” tanımlamasıyla kendisine yer edinen bir zihniyet, hukukun gücünü kullanmak suretiyle milletin hukukunu ayakları altında çiğnemiştir.
Dünya üzerinde büyük bir medeniyet tecrübe ve öğretisi olan bir millet, hiçbir ufku ve derinliği olmayan ve sadece sindirme ve politize etme esasına dayalı bir ideolojinin keyfine terk edildi. Demokratik ve çağdaş çile serüveni böylece başlamış oldu.
Kanunlar milletin ruhunu okudukları oranda millet nazarında hüsn-ü kabul görürler. Zira onların amacı insanların kendilerini daha huzurlu, daha özgür ve daha güvenli hissetmeleri için gerekli zemini hazırlamaktır. Milletin kalbinde yer edinemeyen hukuk, değiştirilmediği sürece milleti terbiye aracına dönüşür. Milletin kalbinde barınacak bir mağara dahi bulamayanlar, yapmış oldukları hukuk katliamlarını “saygı duyulması gereken bir kanun maddesi” ya da “bağımsız yargı kararı” görünümüne sokarak terbiye işlemini başarıyla gerçekleştirdiklerini düşünüyorlar.
Balyoz Darbe Planı ve İrtica Eylem Planı sanıklarını cezaevinden derhal kurtarmak için canla başla kazılan hukuksal tüneller, yargıya konuşlanmış yargıçların hukuku nasıl yardıklarını gözler önüne seriyor. Bu durum hukuk için bir yok oluş, hak için haksızlık, halk için bir bardak çay içmek kadar olağan olmuştur.
Adeta “sen misin bu vatansever kahramanlar! İçin tahliye kararı vermeyen” dercesine, bu ülkede doğru ve onurlu yargıçların da var olduğunu gösteren yargıçlar aleyhine, henüz yargılama bitmemiş olmasına rağmen tazminat cezasına hükmeden ve yine onlar hakkında suç duyurusunda bulunan bir yüksek yargı, millet nazarındaki bütün güvenirliliğini yitirdiğini göstermiştir. Yüksek yargı bu tutumuyla, bir denetim makamı rolünü terk ederek bir dayatım makamı rolüne bürünmüştür.
Burada gündemdeki yargı kararlarının hukuka aykırılığının hukuksal açıdan irdelenmesine dahi lüzum görmeyi, hukuka ve hukukun kendi üzerinde uygulandığı millete karşı bir saygısızlık olarak görüyorum. İcraatlarıyla zaten kendini tarif eden bir gücün ayrıca tarifine lüzum yoktur. Son gelişmeler hukukun zorlamaya yorumlarla yorumlanmasından öte, açıkça millete kılıç çekmektir.
Bir ülkede insanlar yargıyı yasal korumanın arkasına sığınarak hukuku kendi değerleriyle mücadelen eden bir güç olarak kullanan sübjektif bir makam olarak algılıyorlarsa, o yargı millet nazarında artık bir yargılama makamından ziyade korku ve endişe duyulan bir makam görünümüne girer. Milletin değerlerini hukukla mahkûm edenler, milletin vicdanında mahkûm olmaktan kurtulamazlar.
Yerel mahkemelerin kendi hoşlarına gitmeyen kararları karşısında yargıyı siyasallaşmakla suçlayarak “yandaş yargı” tabirini ortaya atanlar, son günlerde yüksek yargının vermiş olduğu kararlar karşısında “yargı nihayetinde bağımsızdır”, “yargı kararlarına saygı duymak lazım”, “bağımsız yargının verdiği ve vereceği her türlü karara saygı duyacağız” şeklinde bıyık altından gülerek saygı sahteciliği yapmaktadırlar. Yargı terazisinde hile yapanlar, hesap soracak terazinin sadece bundan ibaret olmadığını da bilmek zorundalar.
Yargı içindeki bir kısım gizli siyasetçiler hukukun gücünü, bağlayıcılığını ve dokunulmazlığını ideoloji ve siyasetin hizmetine sunuyorlar ve bulunduğunu makamın sorumluğunu ve ağırlığını taşıyabilen hukuk adamlarını da zan altında bırakıyorlar.
Güçlerine güvenenler her zaman yanılmışlardır. Güçlüler her daim haklı olmuş olsa idi, tarih bugün Moğolları hayranlıkla yad ederdi. Ve şu da muhakkaktır ki; Yargısal Moğollar ve siyasal Moğolların yarını, dündeki Moğolların bugünü gibi olacaktır.
Yazar: Savaş Sekin
Tarih: 2010-06-21