Ana Menü
  Özel Haberler
  Yerel Haberler
  Adaklı Haberleri
  Genç Haberleri
  Karlıova Haberleri
  Kiğı Haberleri
  Solhan Haberleri
  Yayladere Haberleri
  Yedisu Haberleri
  Köşe Yazarları
  Anketler
  Video Galeri
  Foto Galeri
  Radyo & Sohbet
  Gazete & Dergiler
  Firma Rehberi
  Üye Hesabınız
  Özel Mesajlarınız
  Üye Listesi
  İstatistikler
Üye Bilgileri
 
Üye Olun
Kayıp Şifre

 
Üyelik:
Bugün: 0
Dün: 0
Bekleyen Üyelik(ler): 3
Toplam Üye Adedi: 2,363
En Son Üye: Thomas

En Fazla Bağlı:
Misafir(ler): 414
Üye(ler): 19
Toplam: 433

Şu An Bağlı:
Misafir(ler): 48
Üye(ler): 1
Toplam: 49
Üye Ol
Foto Galeri

Bingöl
Untitled Document
Radyo
Şu an bu bloğun içeriği yok.

Değişmek mi! O da Ne ?
Savaş Sekin
Savaş Sekin
Tarih: 6 Nisan 2010 Salı

Yaptığı bir şeyin yanlışlığını bilmeden yapanlar, eğer hala kalplerinde bir parça vicdan, beyinlerinde bir dirhem mantık barındırabiliyorlarsa, bunlar her vakit doğruya ulaşmaya ve ulaştırılmaya namzet kişilerdir.

Onlara anlatılabilecek çok şey olduğu gibi, onların da anlayabilecekleri çok şey vardır. Zira yanlış yapmak insan olmanın kaçınılmazlarından biridir. İnsanı insanlıktan çıkaran ise, yanlışlığını bile bile sırf kibir, nefis ve inat uğruna yanlışın bayraktarlığını yapmaktır. Bu duruma sürükleyici sebeplerden biri de siyasettir.

Siyaset öyle bir şeydir ki; farklı bir siyasi görüşü olan yapılanmaların söyledikleri doğrulara dahi, “bunlar yanlıştır” demeyi zorunlu kılıyor. Siyaset bir fikir, vizyon ve hizmet yarışı yerine, karşıt fikri ezme ve her dediğini kötüleme yarışı halini almıştır. Kendi fikrini ve bu fikrin üstün yanlarını ifade ederek kabul ettirmek yerine, başkalarını kötüleme üzerinden kendisinin doğru olduğu izlenimi vermeye çalışan bir fikir, saldırdığı fikirden daha aşağı ve geri bir yerlerde olduğunu kendi diliyle ve haliyle tescil ve ispat eder.

Son günlerde ülke gündeminin başını çeken Anayasa değişikliği taslağı hakkındaki muhalefet görüşleri, klasik ve bizi hiç de şaşırtmayan nakarat söylemler cinsinden. Yanlışlık taassubunun, kibrin ve inadın asla doğrulamayacak doğrularının örneklerinden birini görüyoruz yine.

Kaynağı insan ve insan aklı olup da, tarihin her döneminde hiçbir değişiklik göstermeden yaşayabilen ve her çağa, döneme ve anlayışa hitap edebilen bir siyasal düşünce örneği var mıdır acaba? En büyük değişikliği, hiçbir şeyi değiştirmemek, mevcut düzene ve askeri cunta mantığı ile hazırlanmış darbe ürünü Anayasa ve yasa maddelerine bekçilik yapmak olarak algılayan bir siyasi mantık, evrensel insani değerlere bir şeyler katabileceğini iddia edebilir mi? Zaten öyle bir kaygılarının olduğunu da düşünmüyorum.

Bu ülkede vaktiyle yargıda ciddi bir şekilde ideolojik kadrolaşmaya girerek yargıyı adeta bir siyasi parti ideolojisinin dokunulmaz sözcüsü haline getirenler, şimdi ise yargının kendi ideolojileriyle örtüşmeyen bir karar verdiği hallerde, “yandaş yargı” ve “siyasallaşmış yargı” gibi iddiaları ortaya atacak kadar azmanlaşabiliyorlar.

HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değişmesine karşı çıkışları, acaba bu değişikliğin bu şekilde olmaması gerektiği yönünde masumane bir hukuki ve teknik karşı çıkış mı, yoksa bu değişikliğin, bu kurumların artık ideolojik davranma olasılığını kaldıran ya da azaltan bir düzenleme oluşu yönündeki korkuları mıdır?

Darbeci bir mantığın milletten intikam alma refleksiyle hazırlamış olduğu Anayasa maddelerini adeta kutsal metinlermiş gibi savunanlar, demokrasi yanlısı olduklarını hangi akılla ve hangi vicdanla iddia edebilirler? Hiçbir alternatif görüş ve öneri sunamayarak, “ben değişiklik istemem, mevcut Anayasayı isterim” çığlıkları atanlar, neyi ve kime karşı koruduklarını düşünüyorlar acaba?

Kanadoğlu ve türevlerinin hukuk mutfağında fosil kalıntılarının tutuşturulup ısıtılmasıyla pişirilen kokuşmuş yemekleri altın kaseler içinde millete servis eden sahte garsonlar, elbette milletin bozulan midesinin hesabını kendilerinden sormasından hoşnut olmazlar.

Demokrasi ve özgürlükler, insanın doğallığına hitap ettiği oranda kabul görerek evrensellik kazanırlar. Günümüzde evrensel değer olarak kabul edilen anlayışlar da zaten bunu ifade ediyor.


Her şey bir gün muhakkak kendine dönecektir. Bu dönüş, doğallığa ve normalliğe dönüştür. Baskı ve dayatmalar, muhataplarını kendilerinden uzaklaştırma amacı üzerine bina edildikleri için bu kaçınılmaz dönüş karşısında eriyip buharlaşmaya ve sadece ibret verici gülünç bir hatıra olarak geçmişte kalmaya mahkûmdurlar.


Millet iradesinden arslandan korkar gibi korkanlar, bir kısım kişi ve kurumları kırbaç olarak kullanıp bu iradeyi terbiye yolunu seçmişlerdir. Terbiye edilmeye muhtaç terbiye edicileri, milletin iradesinin tecellisinin kendi üzerlerinde doğuracağı hışımdan kurtaracak kimse de olmayacaktır.


  
Savaş Sekin
savassekin@gmail.com




Bu makale 509 defa okundu. Toplam 501 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Pdf Formatı Yorum Ekle Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder


[ Geri Dön: Savaş Sekin ] - [ Yazarlar İndeksi ]

yorum
Değişmek mi! O da Ne ?
Gönderen: katre (85.110.54.81) Tarih: 2010-04-08 00:26:46
Puanım:
bu ülkede orman kanunları geçerli olduğu müddetçe,ve kanun denen merci sadece bir takım zümrelerin kendi şahsi kanunlarından oluştuğu müddetçe ileriye ve olumluya dönük hiçbirşey göremeyeceğiz..sanırım vatandaş olarak bizlerde en az zulmedenler haksızlık yapanlar kadar suçluyuz..hani zulmeden kadar zulme sessiz kalanda zalimdir derler ya..o gruba girmeye adayız..herşey aleni ortada yapılıyor şahit oluyoruz göz yumuyoruz ama yaptığımız hiçbirşey olmuyor..ne bir tepki ne bir eleştiri..bu bağlamda güzel bir yazı olmuş savaş bey..emeğinize sağlık tekrar...