Bazı kavramların tanımlarını yapmak oldukça güçtür. Tanımlanmalarının güç oluşu, bu kavramların derinliğinden ve zenginliğinden kaynaklanıyor.
Mesela ‘sevgi’ ve ‘aşk’ gibi kavramlar günlük hayatta en çok kullanılan kavramların başında olmasına rağmen, anlamları hakkında sayfalar ve ciltler dolusu söz söylenebilir. Asırlarca bu konular şiirler yazılmış, rubailer, kitaplar yazılmış, yazılmaya devam ediyor ve edecektir.
Bu kavramlar hakkında günlerce oturup konuşup, seminerler, paneller düzenleseniz bile herkesin mutabık kaldığı ortak bir tanım bulamazsınız. Çünkü bunlar bir deryadır. Bu yüzden deryanın hepsine hükmedemezsiniz. Hükmünüzün geçtiği kısım, ancak bu deryadan avuçlarınıza alabildiğiniz su kadardır. Ancak alabildiğiniz kadar düşünebilir ve konuşabilirsiniz.
Günümüzün popüler kavramlarından ‘siyaset’ kavramının da insanlar nazarında yerleşmiş, sağlam bir tanımı yoktur. Siyasetin ne demek olduğunu kime sorsanız farklı bir cevap alırsınız. Görünüm itibari ile yukarıdaki kavramlardan farklı görünmese de, içerik itibari ile ak ile kara gibi bunlardan farklıdır.
Onu diğer örnek kavramlar karşısında bu denli farklı ve aciz kılan, onun insan için veya insanda var olması değil, onu insanın üretmesidir. Beşeri ve dünyevi kavramlar, ancak sahiplerinin hakikat karşısındaki çaresizliği oranında çağlara hitap edebilir.
Siyasetin toplumumuzda ciddi şekilde itibar görmesi, neredeyse herkesin bir noktada alakadar olması, ülke gündeminin ve kurumların işleyişinin siyasete göre şekillenmesi, onu insanlar nazarında hayatın önemli bir parçası kılıyor.
İktidar mücadelesi, makam hırsı, çıkar kavgaları, siyaseti kural ve değer tanınmaz bir alan haline getirmiştir. Bu alan kendisinden olmayanı kötülemeyi, kendini her daim üstün görmeyi, ütopik hayaller kurmayı, doğruları demek yerine dediğini doğru kılmayı, insani değerleri nefsani değerlere dönüştürmeyi adeta zorunlu kılıyor.
Bu haliyle siyaset bir kişilik haline gelmiştir. Siyasetçi denildiğinde, insanların aklına bu kişiliğe uygun bir tipleme geliyor. Kişinin kişiliği ile siyasetin kişiliği bir arada olamayınca kişi, kişiliğini siyasetin kişiliğine terk ederek yeni bir kişilik kazanıyor.
Günlük hayatta bile insanlara karşı dürüst davranmayan, birçok vaziyeti gayri ahlaki metotlarla bir arada yürütmeye çalışan ve maharetsizlikle maharet kazanmış bazı insanlar için, siyasetçi olmamalarına rağmen ‘iyi siyaset yapıyor’ tabiri kullanılır. Yani günlük hayattaki bir takım menfi kurnazlıklar artık siyaset ve siyasetçilikle özdeşleştirilmiş.
Siyaset kurumu, kişi ve kurumları terbiye aracı olmaktan çıkarılmadığı ve kurumlar üzerlerinde siyasetin tehditlerini hissettiği sürece onlardan verim alınması mümkün değildir. Yine kurum yöneticileri, makamlarını siyasetçilerin yanlı müdahalelerine borçlu olduğu sürece, siyasetçiler de o kurumları hak eden liyakatli kişilere ve millete ne derece borçlu kaldıklarını unutmamalı.
Liyakata ve eşitliğe riayet etmeyerek adam kayırmayı maharet sanan bir siyaset ehli, sadece kayırdığı kişi adına kendisini iş başarmış bir kahraman sanarak böbürlenirken, diğer yandan hakkına sebep olduğu kişilerin biçare feryatlarına kulak tıkayacak, belki de öyle bir kişinin var olabileceğini dahi aklından geçirmeyecek kadar umarsızlaşmışsa, o artık bir siyasetçi değil, acınacak bir siyasetzededir.
İnsanın kişiliği ve ahlakı, siyasetin acımasız kurallarına boyun eğecek kadar aciz ve yetersiz değildir. Siyasetin hırs ve çıkar mücadelesi üzerine bina edilişi insanın en zayıf noktasına hitap ediyorsa da, insan da buna karşı en güçlü yönüyle, yani insanlığıyla karşılık vermek durumundadır. Yani siyasetle uğraşan, insanlığını siyasetin dayatmalarında üstün kılmak ve ona hükmetmek zorundadır. Bu da elbet de çok donanımlı ve esaslı bir kişiliği gerektiriyor.
Siyaseti bu yakıştırmalardan kurtarmak yine siyasetçilerin elinde olan bir şeydir. Siyasetle uğraşanlar, onu hayal görerek değil, hayal kurarak yapmak zorundalar. Onu bir vizyonu geliştirmede ve onu uygulamada kullanılan bir araç olarak görmek zorundalar. Siyaseti siyasetin kişiliğiyle değil, kendi kişilikleriyle yapmak zorundalar.
Birçok bedende birden fazla kişilik varsa da, insan olan insanın bedenine iki kişilik oturmaz. Kendi kişiliğini siyasetin kişiliğinden ayırmayı ve ona galebe gelmeyi bilen ve yerleşmiş kuralsızlıklara karşı kendi kurallarıyla direnen insanlar, siyaset makamını düştüğü çukurdan çıkararak ona yepyeni bir kişilik katabilirler.