Ana Menü
  Özel Haberler
  Yerel Haberler
  Adaklı Haberleri
  Genç Haberleri
  Karlıova Haberleri
  Kiğı Haberleri
  Solhan Haberleri
  Yayladere Haberleri
  Yedisu Haberleri
  Köşe Yazarları
  Anketler
  Video Galeri
  Foto Galeri
  Radyo & Sohbet
  Gazete & Dergiler
  Firma Rehberi
  Üye Hesabınız
  Özel Mesajlarınız
  Üye Listesi
  İstatistikler
Üye Bilgileri
 
Üye Olun
Kayıp Şifre

 
Üyelik:
Bugün: 0
Dün: 0
Bekleyen Üyelik(ler): 3
Toplam Üye Adedi: 2,363
En Son Üye: Thomas

En Fazla Bağlı:
Misafir(ler): 414
Üye(ler): 19
Toplam: 433

Şu An Bağlı:
Misafir(ler): 48
Üye(ler): 1
Toplam: 49
Üye Ol
Foto Galeri

Bingöl
Untitled Document
Radyo
Şu an bu bloğun içeriği yok.

"Memleket Kokmuş Azizim!"
Nizamettin Önegel
Nizamettin Önegel
Tarih: 22 Mayıs 2010 Cumartesi

Bir feveran çekilir yüreğe ve bir boşluk bırakılır kelimeler arasına…

Ve buradan, memleketin her bir köşesinden, “bozulan ahlak kokusu” yayılmaya başlar.

En “tanınmışından” en “tanınmamışlarına” kadar…

Bir başka ifadeyle, Ankara’dan Siirt’te kadar…

İnsanlarımızın belleklerinde normal bir eyleme dönüşen fiiller var orta yerde. Yazarken bile hayâ edilen…

Yüz kızartıcı ve en önemlisi “aile” kavramının dibine dinamit koyucu olayların lanse biçimine bakar mısınız?

Tek kelimeyle “mide bulandırıcı”

“Memleket kokmuş azizim!”

 

Baykal’lı ve Baykal’sız günlerin tahlil ve öngörüleri havada uçuşurken yenen haltları gizleyenler ne halt karıştırdıklarının farkındalar mı, bilmiyorum.

Ama böyle “aşağılık bir olay”dan ellerini ovuşturup nöbet bekleyenlerin de ruh hallerini anlamak neredeyse imkânsız.

 

Bir olay; olayın failleri, aldatılan eşler, bunlara destek(!) çıkan çocuklar var.

Sıradan bir olay gibi mutlu aile tabloları…

“İyi oldu” diyenler, suçlayanlar ve dahi “normal” karşılayanlar.

Değil mi ki kanunlarımıza göre “zina suç değil

 

Diğer taraftan bir “çikolata” karşılığı ağızlarından salya akan kuduruklar…

Bir şekilde boşluğa savrulmuş çocukları, elleri ceplerinde(!) bekleyen umut tacirleri!

Yuh olsun ervahınıza!

 

Gündem öyle bulanık ki mideler de bulanık ve en nihayetinde düşünceler de bulanık…

Tartışılması gerekenler bir yana, sebep ve sonuçlar üzerinde kafa yormayı beceremeyenler yedikleri haltlardan ve hatta yenen haltlardan kendi lehlerine bir çıkarım arayışındalar.

İşin acayip yanı da bu arayışta en çok da namus(!) kavramını kullanmaktalar. Bu kavramı dillerinden düşürmeyerek inançlarına(!) has bir tarzın altını çiziyorlar bir bakıma…

 

Kafalar hakikaten karışık.

 

İsminin önünde bilmem nereden sorumlu ünvanların, ııı’kınarak çıkardıkları hezeyanları kendi fikirleriymiş gibi satmaya çalışan “uyanık tayfalar(!)” türedi bu aralar.

Eminim, işin aslını bilselerdi kendi “basit fikirlerinin” daha masum olduğunu anlayabilirdi bu taklitçi beyinler.

Ama başkasının kafasıyla düşünme hastalığı yok mu?

“Aşağılık kompleksi” mi dedi birileri?

Elbette. Başka izahatı var mı?

 

Allah’la (cc) bir işi olmayanların “cezalık” bir işi sıradanlaştırmaları bir yana da,

Her işe “Bismillah” diyerek başlayan dostlar(!) da pek aşağı değiller maalesef.

Testinin diğer kulpundan tutarak suyu nereye taşıdıklarının farkında bile değiller.

Basiretsizlik, lakaytlık diz boyu...

Ciddiyet Hak getire…

 

Memleketin her bir tarafına yayılan pis kokuları karıştırmayı meziyet bilen bilumum yazar, çizer erbabı, peşlerine işin bilimiyle(!) uğraşan unvanlı “ukalaları” takarak “bu koku başka koku” şarkıları söylemekteler. Bununla kalmayarak topluma sinen bu acıyı yüreklerinde hisseden “aklıselim kafaları” da alaya alıyorlar akıllarınca…

“Ayol eski kafa bunlar!”

“Bu çağda bu düşünce vah, vah!”

“Gericiler, yobazlar!” vs.

 

Tanıdık sözler değil mi?

Yani hep aynı nakarat(!) Günü birlik cümleler, günü birlik celallenmeler…

Hatta rezalete destek verenler var, hem de ölümüne!

Kimsenin tedbir alacağı da yok, herkes halinden memnun görünüyor.

 

Memnun olmayanlara olsun bu sitemim; tüm bunları bırakarak kendimize bakalım derim ben.
“Her şey aslına rücû eder” ya,

“Su testisi su yolunda” madem, kendi testilerimizi kontrol etmenin vaktidir artık.

Sokaklarımıza bakmaz mısınız? Baktığınızda hiç tehlike görmez misiniz? Veyahut sokaktakiler evinizden yansıyanlar değil midir? Elde, olayları önleme salahiyetimiz varken iş işten geçtikten sonraya mı bırakacağız? Sorarım size!

Hayır, demeye mecalimiz varsa buyurun “herkes kendi evine

 

Ağız açıkta yaşanmışlara bakıp “kikirdemenin” bir faydası yok. Bunlardan dersler çıkartma zamanıdır.

Aile reisleri bakmakla yükümlü olduklarına yetişsin, maddi imkânı olanlar olmayanlara yetişsin, Milli Eğitim kendi okullarını kontrol etsin vs...

Herkes bir yerinden tutup atsın bu kokuşmuş reçetelerin.

Reddi tedavi” hakkını arasın.

Böyle tedavi olmaz çünkü.

O halde hekiminizi seçme vaktidir.

Sonradan şikâyet işe yaramaz, ona göre…

 

Siirt’i görenler önlerine baksınlar… Artık İstanbul’u görsünler, Ankara’yı görsünler, İzmir’i görsünler ama öncelikle kendi mahallelerini görsünler diyorum.

Unutmayın! Bazı sorunları çözmek adına üstünü örterseniz gün gelir koku dayanılmaz olur ortalık kokudan geçilmez olur. Marifet; koku yayılmadan ortalığı temizlemektir.

O halde;

Her yaşanmışlık bir derstir alabilene, buyurun derse…

 

Ve son söz;

Ey “kravatlarına yandıklarım” özellikle siz, nerelerdesiniz?

Oturduğunuz yerde mayışmış bir görüntü veriyorsunuz.

Yeriniz çok mu rahat?

Yoksa, gün gelir deşifre de olsanız -birileri gibi(!)- kendinizden gelen kokuya aldırış etmeden ahlak ve namus öğretmenliğine mi soyunacaksınız?

Emin olunuz;

Gülerler adama!

  
Nizamettin Önegel
nizamettinonegel@hotmail.com




Bu makale 376 defa okundu. Toplam 1117 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Pdf Formatı Yorum Ekle Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder


[ Geri Dön: Nizamettin Önegel ] - [ Yazarlar İndeksi ]