Bir gazetede çalışıyor ve güç karşısında durmaya cesaretiniz yoksa dürüst ve cesur gazetecilik kalıbına sığmayan adamsınız demektir. Gücü kontrolünde bulunduranların söylemlerine paralel hareket ediyorsanız, siz gazeteci değil güçlülerin faaliyetlerini zayıflara iletmekle yükümlü etkisiz bir elemansınız…
Logosunun sağına soluna ( Dürüst, ilkeli, tarafsız, ön yargısız, cesur… vs…) sloganları yerleştirmekle ilkeli gazetecilik adına at koşturan sözde gazetecilerden olmak, önüne gelene habercilik adına ders vermek, kuvvetli olanın yanında olarak asparagas metinlerle gazetecilik yaparsanız, siz gazeteci değil vicdanı aşındırılmış idealsiz bir ulaksınız demektir…
Her mesleğin rutin faaliyetlerinde eksik-aksak detaylar çıkmakla birlikte, bazen ciddi hatalarında yapıldığı aşikârdır. Fakat vakıf olmadığınız ve seyrek duyumlarla ek meslekler edinerek part-tıme uğraş olarak bir mesleği icra etmeye ve yorumlamaya kalkışmanız sizi rezil etmekten öteye götürmez. Bu tıpkı bir marangozun berberlik yapmasına benzer…
Malumunuz birkaç gün önce Başbakan Erdoğan ilk mitingini Bingöl’de gerçekleştirdi. Başbakan AKP’nin bütün ağır toplarıyla PTT kavşağında yaptığı güç gösterisinde milyonları şok eden bir olay yaşandı. Platformda isim anonsu yapan şahsın bazı isimleri telaffuz etmesiyle adeta kıyamet koptu. Binlerce kişi koro halinde öyle bir “ yuhhh” çekti ki başbakanın beti benzi kül kesildi. Binlerce kişi partisinin milletvekili ve başkanlarını yuhalaması pekte kolay hazmedilecek türden değildi. Katılımcıların isimleri sırasıyla okunurken, son okunan dört AKP’liye verilen tepki herkesi şok etmişti…
Hele aralarında birine yapılan yuhalama öyle bir kuvvetliydi ki bir buçuk yıllık öfkenin getirisi Genç Caddesini adeta salladı. Kimse böyle bir yuhhhh beklemiyordu. Hele dört defa ve binlerce kişiden hiç beklemiyordu.12 Eylül Anayasasına duyulan öfke bu defa rota değiştirmişti. Hedefte AKP’li siyasetçi ve başkanları vardı. Bingöllülerin yıllar önce cuntaya duyduğu öfkenin uzantısı bu defa AKP’nin mitinginde ayyuka çıktı. Aslında tam bir buçuk yıllık bir kızgınlığın dışa vurumudur yaşanan. Çünkü 29 Mart 2009 tarihi öncesinde vaat edilen cennetlerin hiçbiri inşa edilmemiş, şehir aynı şehir, tas aynı tas, hamam aynı hamamdı. Mitingden memnun olarak ayrılan oldu mu bilinmez ama gerçek olan şu ki, Bingöl halkı iradesine sahip çıktığını öfkesiyle ve kızgınlığıyla haykırarak kanıtladı.
Mitingde en kuvvetli yuhalanan belediye başkanının son zamanlarda özelikle basına karşı takındığı tavır ve uygunsuz ortamlarda basın mensuplarıyla girdiği münakaşalara değinmeden geçmek yazıyı eksik kılar sanırım. Bizim hafif asabi mimar başkanımız bu aralar gazeteciliğe merak sarmışa benziyor. Nerede bir muhabirle karşılaşsa vicdanlı gazetecilik tartışmalarına girer adeta Robert Fisk kesilir. Haber yazma tekniklerinden tutunda, bir haberin gazetede nerede yer alması gerektiğine kadar (kendi haberi ) öğütler verir. Nasıl olurda bir gazeteci belediyenin bir haberini manşetten vermez, nasıl olurda 26 yıl sonra elektriğe kavuşan Balpınar ( Metan) Köyünün haberi manşetten, belediyenin ihale haberi ise alt spottan verilir.
Böyle gazetecilik mi olur? Koskoca Bingöl Belediyesi bir tesisin ihalesini yapmış, sen kalk bu haberi manşet yâda sür manşet yapma, git 26 yıl karanlıkta kalan bir köyün haberini manşetten ver. Sonra orada burada ben gazeteciyim diye fotoğraflar çek. Gazeteci dediğin güç yanlısı olur, gazeteci dediğin belediyenin bütün haberlerini manşet yapar. Gazeteci dediğin karşı çıkmaz ve olanı olduğu gibi kabul eder. Gazeteci dediğin kuzu olur, öyle gördüğü her eksikliği yazmaz, itaat eder…
Gazeteci dediğin parasını basanın haberini yapar, gazeteci dediğin bakanından güç alan belediye başkanının toplantılarda sınırını aşan sözlerine ses etmez, gazeteci dediğin adam kraldan daha kralcı olur… İşte bay başkanın istediği ve Ragıp Duran’ın tanımlamasıyla “ Apoletli Medya”
Galiba bay başkana mimarlık az geliyor olacak ki yanında birde mimari-gazetecilik yapmaya karar kılmış.
Bir ihale haberini vicdanlı ve esaslı gazeteciliğe ölçü olarak gören Bingöl Belediye başkanının hemen her ortamda polemiğe girmekten çekinmemesi, basın dersi vermeye kalkışması, daha iskeletini görmediğimiz yapıların ihalelerini hizmet diye tutturması, basın emekçilerine kendi apoletlerini takmaya kalkışmasının tek bir izahı vardır. Kendi Bob Woodward’larını yaratma çabasını vererek, kol kola biz bize ilişkilerini geliştirmektir. Kusura bakma bay başkan biz senin ne Bob Woodward’ın nede müştemilatın olamayız.
YUNUS BOZTİMUR