Türkiye’de demokrasi ve özgürlüklerin büyük beyinlerde doğru tasavvur edilerek sosyal yaşama aksetmemesi, Cumhuriyet döneminden bu yana siyasi ve toplumsal anlamda büyük açmazları da beraberinde getirmiştir.
Buna en büyük sebep, elbette ki resmi ideoloji denilen dayatmacı ve militarist fikirler etrafında dönen ve üniforma ve postalların beyninin başköşesinde varlığını sürdürdüğü bir toplum özlemiyle yaşayan bir kısım güçlüleştirilmiş güçlülerden oluşan kendi dünyalarının insanlarından ibarettir.
Bunun haricinde siyasetçilerin siyaset anlayışından da kaynaklanan önemli sıkıntılar vardır. Özellikle muhalefet anlayışı ve muhalefet yöntemi bu sıkıntıların en önde gelenidir.
Gelişmiş ve demokrasiyi özümsemiş dünya ülkelerinde muhalefet partileri alternatif planlarıyla, projeleriyle ve fikirleriyle, insanların önüne daha iyi alternatifler ve metotlar sunarak kendilerini kabul ettirirler. İktidarın fikirlerine karşı kendi alternatif fikirlerini insanların idrakine sunarak onları etraflarında toplamaya çalışırlar.
Bizde ise muhalefet yapmak, iktidarın yaptığı her şeye bayrak açmak ve onu karalamakla eşdeğerdir. İktidarın yaptığı doğru bir faaliyete “bu doğrudur” demek, o kadar zor gelir ki muhalefetin nefsine, adeta bunu kendisi için bir aşağılanma sebebi sayarak doğrunun savunuculuğunu yapmayı ve bu doğrunun yayılmasına destek vermeyi kendi siyasi egosundan daha değersiz görür.
İnsanlara faydalı olma ve onları daha kaliteli hayat şartlarına kavuşturma ızdırabında olmayıp sadece makamın ve koltuğun cazibesine kapılarak bir beldenin, ilçenin, ilin ve hatta ülkenin yıllarını kendi nefsine kurban eden geniş mideli siyasetçilerden geçilmeyen bir ülkeyiz.
Tarih, makam ve koltuğun insanı ne derece insan olmaktan çıkardığının örnekleriyle doludur. Hükümdarlığın yegâne ve hâkim güç sahibi olmak manasına geldiği dönemlerde birçok devlet yönetiminde meydana gelen ve binlerce insanın canına mal olan taht kavgaları, sırf hepsi hükümdar olsun diye kardeşler arasında bölüşülen ülkeler, bu uğurda kardeşin kendi kardeşini öldürmesi gibi daha birçok vahim olaylara tarih tanıklık etmiştir. Günümüzdeki siyasi ihtirası ve iştahı gördükçe tarihteki bu vakaları anlamakta ve anlamlandırmakta daha az zorlanıyoruz.
Türkiye siyasetinin muhalefet anlayışı, referandum arifesinde kendi kimliğini en net şekilde resmetmektedir.
Bütün enerjilerini 12 Eylüle kadar tamamen tükenecek şekilde ayarlayıp “hayır” kampanyaları başlatarak demokratikleşmeye bayrak açanların bize sunmuş oldukları ne gibi alternatifler var acaba? Neyin ve niçin değişmesini istemiyorlar? “Hayır”cıların “Evet”i nedir?
Muhalif kanadın, siyasi ezilmişliğin vermiş olduğu nefsanî tepkiselleşme ve hazımsızlığın mahsulü olarak meselenin ne hukuki, ne siyasi ne de toplumsal yönü hakkında söyleyebilecek bir sözü yok.
Ne istediğini bilmeden, sadece ne istemediğini bilenlerin bildikleri bir şey de olamaz.
İnsanların ırksal dürtülerine, sabiteleşmiş ideolojik saplantılarına ve nefretlerine değil de akıl ve vicdanlarına hitap etme ızdırabında olmayan siyasi kişilikler sadece kendilerini kendi oluşturdukları dar dünyalarına hapsederler.
“Hayır” cephesinin değişiklik paketinin içeriğine inerek cılız bir ses tonuyla temas etmeye çalıştığı tek husus, yargıda öngörülen değişikliklere ilişkindir. Görünürde hukuki bir eleştiri gibi görünse de arkasındaki düşünce sadece bir niyet okuma kehanetinden ibarettir.
Deniliyor ki; AKP’nin yargıda öngördüğü değişiklikler yargıda siyasallaşmanın önünü açma ve yargıyı ele geçirme amacını taşıyor.
Sanki yargı ulaşılmaz bir kale ve AKP de o kaleyi ele geçirmeye çalışan kötü amaçlı bir yabancı güçmüş gibi yansıtarak bu durumu servis yapma gayretindeler.
Alamut Kalesi olarak gördükleri yargıyı ele geçirmeye çalışan kötü amaçlı güçleri defetmeye çalışan “Hasan Sabbah” (CHP) ların zaten bu kalenin içinde olduklarını bilmeyen yoktur.
Başkumandan “Hasan Sabbah” tarafından laiklik iksiri içirilerek uyuşturulan ve kaleyi can siperane şekilde savunan kale kumandanı Kanadoğlu ve 367 kahraman askeri, kaleyi Nizamülmülk ve onun gibi gericilere terk etme niyetinde değiller!
“Hayırda hayır vardır” şeklindeki beylik sloganıyla hayrı “hayır”a alet edenlerle Alamut kalesinden millete kırbaç sallayarak onu terbiye etmeye çalışan ideolojik askerlerin ittifakından ancak tefrika tohumları yeşerebilir.
Yargı konusunda yapılacak değişiklikler siyasi iktidarın buraya müdahalesini daha da kolaylaştıracak ise de, bu kolaylığın sadece AKP için geçerli olmadığı açıktır. İktidara gelecek olan her parti bu gücü de kendinde bulacaktır.
Yani meselenin özü, milletin iradesinin tecellisi olan iktidarların yargıdaki atamalar üzerinde tasarrufta bulunma imkânının artmasıdır. O halde MHP ve CHP neden bu durumdan rahatsız olsun? Madem millet hangi siyasi partiden yana iradesini ortaya koyarsa o parti iktidar olacak, o halde milletin iradesinden neden bu kadar korkuyorlar? Millet iradesine talip olan, o iradeden korkar mı?
MHP’nin de, CHP’nin de, tıpkı AKP gibi millet iradesiyle iktidara gelme şansı yok mu? Elbette var… Demek ki Anayasada yargıdaki atamalar üzerinde tasarrufta bulunma imkânı aynı şekilde onlar için de geçerli. Anayasa önünde bütün siyasi partiler bu anlamda eşit olmalarına rağmen bu kadar sert ve sınır tanımaz muhalefetin sebebi nedir o zaman?
Bütün mesele bu muhaliflerin millet iradesinden kendi üzerlerinde bir tecellisinin olmayacağını bilmelerinin kendilerinde yarattığı siyasi ihtiras baskısından ibarettir.
Yani bir bakıma şunu haykırıyorlar millete; “Ey millet! Sen, vereceğin oylarınla beni hiçbir zaman güçlü bir şekilde iktidara getirmeyeceksin, madem bunu bana layık görüyorsun, ben de senin iradenle iktidara gelen diğer partilerin yargı üzerinde tasarrufta bulunmalarına, yani senin iradenin orda tecelli etmesine sonu kadar karşıyım. Sen iradeni benden yana kullanmıyorsan ben de senin iradeni başka yollarla kontrol altına almanın yollarına bakarım”…
Perhiz ve lahana turşusu ikilemi etrafında dönen muhalefet dolaplarına kanan bir millet artık yok. Yumuşak karın arayarak oradan vurmayı tercih edenlerin modası çoktan geçti.
Muhalefet olmak hataları denetlemenin yanı sıra, doğrunun da hakkını teslim etmektir. Muhalefet, bir karalama makamı değil, denetim ve alternatif fikir ve projeler sunma makamıdır. Muhalefet, iktidarlar muhalefetlerin fikri ve fiili anlamdaki etkinliği sayesinde kendilerine her gün yeni şeyler katmak zorunda hissetmelerini sağlayacak bir güçtür. Muhalefetin gücü ve fikirleri karşısında tutunamayan iktidarlar, millet nazarında değerlerini yitirerek yerlerini muhalefetin iktidarına terk ederler. Demokrasi, hukuk ve insani değerler bu şekilde daha hızlı ve etkin bir ivme kazanabilir.
Bu tablo ülkemiz açısında hayal görünse de, hayal görenleri uyandıracak bir millet, bütün vakarı ve ferasetiyle her zaman vardır.