Malumunuz önümüzde bir referandum var. Değişecek anayasa maddelerini oylayacağız.
Seçime az bir sürenin kaldığı bu günlerde tabiri caizse kılıçlar çekilmiş, bir meydan savaşı veriliyor adeta. Çoğu zaman yaşanan tartışmalar asıl mevzudan çıkıp alakasız yönlere kayıyor.
Bu tarz tartışmalar bize özgü bir şey midir, yoksa doğal bir seyir mi izliyor bilemiyorum!
Doğrusu akl-ı selim bir kafanın yadırgayacağı bir durum söz konusu...
Ne kadar hayati bir öneme sahip olsa da iki türlü sonucun çıkacağı bir referandumdan bahsediyoruz. Bize düşen, neleri oylayacağımıza, neleri kabul veya ret edeceğimize ve hatta neleri boykot edeceğimize karar vermektir. Kavga etmek değildir. Dünyanın sonunun geldiğini haykırarak harekete geçirecek bir şeyler bulmak hiç değildir.
Bu girizgâhtan sonra düşüncelerimizi belirtmek gerekirse dikkatimizi celbeden ilk görüntü, değişikliğin maddeler bazında gerekli olduğu ama yetersiz olduğu yönünde… Aslında bu aşikâr bir şey… Maddeleri hazırlayan hükümetten birçok yetkili isim de bunun yetersiz olduğunu defaatle söylemiştir.
Bu yetersizliğe sebep her ne ise istediğimiz ve beklentimiz bu değişikliğin bir başlangıç olmasıdır. Hedef, daha kapsamlı ve sivil bir anayasa olmalıdır.
Bunun için şartların oluşmakta olduğunu da görmekteyiz.
Şimdiye kadar anayasanın değiştirilememiş olmasının iktidar olan partilerin aslında muktedir olamadıklarından kaynaklı olduğunu ve bu sebeple iktidarların istedikleri halde anayasayı değiştiremediklerini düşünenlerin sayısı hayli fazladır.
Şimdi bu durum kısmen aşılmış görünmekte ve önümüze konan sandıklar bunu göstermektedir.
Onun için diyoruz ki evet, bu paket eksiktir, yetersizdir ama bir başlangıç olması muhtemeldir.
Bir son olacağını düşünenler olabilir bu aşamada. Ama aynı iktidarın birkaç defa daha kısmi değişiklikler yaptığını biliyoruz. Ve umuyoruz ki bu irade buradan güçlenerek çıktığı takdirde yeni bir anayasa için tüm imkânlar mevcut hale gelecektir. Gerisi biraz daha cesaret işi…
Referandumdan çıkacak muhtemel sonuçlardan “Evet,” mevcut iktidar veya yeni gelecek hükümetler için açılmış bir yol olacaktır. “hayır” ise bir başlangıçtan öte bir son’dur. Mevcudun aynen devamını gerektirir. Yolları tıkadığı gibi cesaretleri de kıracaktır.
Anayasa değişikliğine karşı çıkanlardaki kafa karışıklığı daha vahim…
“Biz karşıyız” demekle karşı olunuyor bir bakıma.
“Neden karşısınız” sorularına aranan cevaplar, hükümete beslenen kinlerin kalabalığı arasında kaybolup gidiyor.
Fındık-fıstık meseleleriyle anlam kaymasına uğrayan referandum söylevleri, her iki taraftan gelen “efendi”, “bey” yakıştırmalarıyla mecrasından uzaklaşıp gidiyor.
Seçmen durur mu, onlar da neredeyse maddeleri bırakıp liderlerin laf yarıştırmalarına göre kararını verecek gibi…
Hâlbuki orta yerde önümüze konulacak sandıkla neleri oylayacağımız kaleme alınmış.
Bunu falanca bir hükümetin yapması çok mu önemli!
Maddelerin değişmesi için illa bize yakın bir iktidar mı bekleyeceğiz?
İyi de, bu ne zamana kadar gerçekleşecek? Böyle bir şey mümkün olacak mı?
O halde;
Bu maddeler bize daha fazla özgürlük getirecek mi?
İşlerinden -yuvarlak cümleler kullanılarak- atılanlar haklarını arayabilecek mi?
Yargıdaki keyfilik azaltılacak mı?
Çaldığı minareye kılıf uyduranlara “bu kadarı da yeter” denebilecek mi?
Pozitif ayrımcılık ile muhtaç çocuk ve yaşlılar… Daha çok korunarak fayda görecek mi?
Üstünlerin hukuku son bulacak mı? Vs.
İşte bizim bunları konuşuyor olmamız gerekirdi…
Referandumu fazlaca büyütmenin, belden aşağı vurmanın, “dünyanın sonu gelecek” edebiyatı yapmanın, kutuplaşmanın veya kutuplaştırmanın bir anlamı yok.
Bir cephe savaşına döndürmenin hele hiç mantığı yok!
Yapılacak şey, değişecek maddelerin eskilerini ve yenilerini okumak, mümkünse vicdan terazisinden geçirmek ve adaletin yanına yakışanı tercih etmek, o kadar…
Anayasa değişikliğini eleştirebilirsiniz, eksik bulabilirsiniz, bazılarını gereksiz bulabilirsiniz, kaygılarınızı dillendirebilirsiniz. Ancak, gerçeklerden kaçmak bu kadar kolay olmasa gerek.
Gerçek ne?
Değişimden yana olmak…
Ve değişim zamanı geçti bile…
Son bir söz;
İçimizdeki taraftarlık hissi bu konuda da bizi takım tutar bir hale getirmesin.
"Evet" veya "Hayır" derken aklımıza ne AK Parti, ne CHP, ne BDP... Gelsin.
Doğruya ulaşmada daha önemli yollar var çünkü!
Bu yolları inceleyin derim ben!