Bir;
Oy kullanmak görev değil, anayasal bir hak’tır.
İki;
Oy kullanmanın vatandaşa ödev olarak yüklendiği rejimlerin demokrasi ile ilgisi yoktur.
Üç;
Bireyin oy kullanmamayı yani boykotu seçme hakkı da netice de bir seçimdir ve bireyin her seçimine saygı duyulması elzemdir.
Dört;
Referandumu boykot etmek isteyen BDP’nin tavrı da demokratik bir tavır ve bir hakkın kullanılma yöntemidir. Birey oy kullanmamaya zorlanmadığı sürece, hiç ama hiç kimsenin boykotu anayasal suç ya da demokrasi günahı veya antidemokratik bir tavır gibi göstermeye hakkı yoktur.
Beş;
BDP’nin bu referandum da sandığa gitmeme kararının, kendilerince dile getirilen nedenler dışında kalan ve BDP’nin hem varlık gerekçesine hem de gelecek planlarına uygun anlamları vardır. 13 Eylül sabahı bu ülkede sonuç ne olursa olsun katılım oranına göre referandumdan en karlı çıkan partinin BDP olması ihtimali mevcuttur. Nerdeyse kullanılmayan her oy’un BDP’nin hesabına yazılacağı bir referandumu boykot etmelerinde (bahsettikleri diğer nedenlerle birlikte) şaşılacak bir şey yoktur.
Hülasa,
Boykot siyasal bilgisizlik, ya da siyasete ilgisizlik değil, tam tersine tıpkı evet ve hayır gibi, hatta bunlardan öte politik bir tercihtir. Boykotçuları yanlarına Hayır’cıları da katarak demokrasi düşmanı ve darbeci gibi tanımlamaların öznesi haline getirmek, “demokrasi ve özgürlük getiriyoruz” diyenlere değil, kendi görüşleri dışındaki hiçbir görüşe hoşgörü göstermeyenlere uygun bir davranıştır. Kaldı ki aslında Boykot ve Evet arasındaki mesafe, Boykot ve Hayır arasındaki mesafeden daha kısadır. Yani boykot eden aynı zamanda “referandumun mevcut durumu değiştirmesine de rıza göstermiş” demektir. Çünkü hayır deme imkanını kullanmayarak değişikliğe karşı çıkmadığını gösterdiği için evet’e daha yakındır. Bu yüzden boykotçularla hayırcıları aynı kefede toplamaya kalkmak realite ile uyumlu değildir.
Geliyorum BDP’nin boykot tavrının demokrasiye katkısına;
Kullanılmayan her oyun BDP’ye yazılacağı konuşulur oldu ülkede. Yani Edirne’den Hakkari’ye kullanılamayacak her oyun bir şekilde BDP’nin mülkiyetine geçirilmesi ya da en azından BDP tarafından uluslararası ortamlarda bu şekilde dile getirilmesi ihtimalinden söz ediliyor. Ve bu ihtimal özellikle MHP kanadında derin rahatsızlık doğurmuş durumda. Bahçeli’nin, seçmenlerine “ne yaparsanız yapın ama sandığa mutlaka gidin” deme nedeninin bu olduğu ağırlıkla kabul edilen bir görüş haline gelmiş durumda. Sandığa gitmenin hayır demekten daha öne çıkarılmasının sebebi de tam olarak bu gibi duruyor.
Görünen şu;
Bütün kamuoyu araştırmaları Hayır diyen seçmenin sandık motivasyonun düşük olduğunu ama buna mukabil Evet diyenlerin (hesaplaşma kavramının kışkırtıcılığında) dört gözle sandığı beklediğini söylüyor. Boykot kararını derinleştiren BDP’nin tavrı gidişi etkilemiş durumda. Bu tavır şimdi BDP’nin hiç de öngörmediği bir sonuca götürüyor ülkeyi. Normalde motivasyonu düşük olan ve sandığa gitme konusunda konformist davranan seçmeni motive ediyor. Kullanmadığı oyun BDP’nin hesabına yazılması ihtimali, sandığa gitmeye üşenen ve çoğunlukla hayırcı olan önemli bir kitlenin sandığa gitmesine neden olacak gibi görünüyor. Bu yüzden ülkenin güneydoğusu hariç, katılımın adeta bir genel seçim gibi yüksek olacağı bir referanduma tanık olursak kimse şaşırmasın.
Öte yandan;
Boykot tavrı, bundan sonra seçeneklerin sunulanlarla sınırlı olmadığını ve gerektiğinde yeni tercih noktaları üretilebileceğini de ortaya koymuş durumda. Bunun da demokrasi kültürüne yeni ve pozitif bir ekleme olduğundan kuşku yok.
Antidemokratik olduğu iddia edilen boykot kararının demokrasiyi güçlendiren bir sonuç doğurması hikmetli bir tesadüf olsa gerek…