Askeri ve sivil vesayetin tartışıldığı toplantıda yerel gündem maddesi olarak ele alınan Bingöl Üniversitesi, yoğun eleştirilerin aktarılmasına neden oldu. İşte o toplantıda askeri vesayet ve üniversite hakkındaki çetin görüşler…
Bingöl küçük Millet Meclisi Şubat ayı forum toplantısı, Cumartesi günü İl Kültür Merkezi’nde saat 13.30’da başladı. Taraf Gazetesi Köşe Yazarı Orhan Miroğlu’nun kolaylaştırıcı olarak katıldığı toplantıya, Bingöl Belediye Başkanı Serdar Atalay, Bingöl eski belediye başkanlarından Feyzullah Karaarslan, CHP İl Başkanı Mesut Kayaoğlu, CHP Eski İl Başkanı Mustafa Kurban, sivil toplum kuruluşları (STK) temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
“Askeri Vesayet - Sivil Vesayet” konuları ele alındığı toplantıda açılış konuşmasını, girişimci Semiramis Karaarslan yaptı. Elazığ’daki toplantıya 8-10 kişinin katıldığını anlatan Karaarslan, Bingöl’deki toplantılara katılımın yoğun olmasının sevindirici olduğunu belirtti ve sözü Taraf Gazetesi Yazarı Orhan Miroğlu’ya bıraktı.
“Kürtler asimile edilemedi”
Gündemde darbe planları varken, sivil vesayetten bahsetmenin doğru olamadığını belirten Orhan Miroğlu, askeri vesayetin ise, askerin iktidara talip olma isteminden kaynaklandığını söyledi.
Bu yapının 82 Anayasasıyla belirlendiğine işaret eden Miroğlu, “Darbe planlarına baktığımızda, ittihatçı bir geleneğinin sürdüğünü görüyoruz. Özünde Anadolu’da, homojen bir yapı oluşturulmak niyetinde olunduğu apaçık ortada. Müslüman olan Kürtlerin Türkleşebileceği düşünüldü, ama yanılgıydı. Kürtler direndiler ve asimile edilemediler. Diğer etnik yapılar ise tamamen mağdur oldular. Çünkü ayakta duramadılar. Kendi yapılarını koruyamadılar ve asimile edildiler. Ülke genelinde etnisite mühendisliği yapıldığını görmemek mümkün. Zaten askerin iktidara şiddetli bir şekilde talip olmasından kaynaklı baskılar gelişti ve darbe planları oluşturuldu. Bu noktada sivil yapı, Askeri vesayetin etkisine girdi” dedi.
“AKP, açılım sürecinde tıkanıklık yaşıyor”
Yılardır süren ve binlerce insanın yaşamına mal olan bu savaşın artık bitmesi gerektiğini belirten Miroğlu, “Eğer çatışma sürerse, cenazeler gelmeye devam ederse, Türkiye’yi daha büyük sorunlar bekler. Bir Reşadiye daha yaşanırsa veya Diyarbakır’ın göbeğinde yine patlamalar olursa, o zaman etnik çatışma yaşanabilir. Bu defa açılımı değil, Türkiye bölünmeyi tartışırdı. Gelinen nokta olumludur, ama yeterli değildir. AKP’de bir tıkanıklığın yaşandığını görüyoruz. Hükümet bu açılım sürecini sürdürmeli. Eğer bu tıkanıklık aşılmazsa, istemediğimiz tablolarla karşılaşabiliriz” diye konuştu.
“CHP, açıkça Dersim modeli istiyor”
Hükümetin açılım konusunda tıkanıklığı aşması gerektiğini, elini BDP’ye samimi bir şekilde uzatması gerektiğini savunan Miroğlu, önümüzdeki dönemlerde etnik yapı üzerinden siyaset yapan CHP ve MHP’nin koalisyon yapabileceğini hatırlattı. Miroğlu, “Bu aşamada BDP ve AKP’ye çok iş düşüyor. Bu iki partinin tabanları dayanışma içinde olmalı. Neden dayanışma içinde olmalı, çünkü AKP açılım yapacağını iddia ediyor, BDP ise Kürtlerin kanadında olduğunu ve adım atılması gerektiğini belirtiyor. Eyer adım atılmak isteniyorsa, öncelikle AKP, BDP’ye elini uzatmasını bilmeli. Ötekileştiren politikalardan kaçınmalı. Çünkü muhalefette bulunan CHP ve MHP Milliyetçiliği körükleyerek, kazanım elde etmeye çalışıyor. Önümüzde muhtemel bir seçimde eğer CHP ve MHP koalisyonu iktidara gelirse, olayların nereye varacağı şu andaki söylemlerden anlaşılıyor. CHP apaçık bu soruna Dersim modelinin uygulanmasını istiyor. Bunu mecliste apaçık söyledi zaten. Sonucu kestirmek güç değil. Ülkede artık bir şeylerin yapılmasını istiyorsak, demokratik adımlar kararlıkla atılmalı ve sorun çözülmeli” dedi.
“Askeri vesayet devam ediyor”
Bingöl Barosu adına söz alan Avukat Cevat İshakoğlu, Türkiye’nin askeri vesayetten çok çektiğini ve askerin sivil siyaseti hizaya getirmeye çalıştığını iddia etti.
Darbe planlarının sürekli tekrarlandığını belirten İshakoğlu: “Bu anlayışın toplum üzerinde sürekli bir tehdit havası oluşturuyor. Askeri vesayet vardır ve halen devam etmektedir” dedi.
İshakoğlu: “Sivil dikta sivil vesayet tartışması boşunadır. Anayasa Mahkemesinin verdiği anti-demokratik karar her şeyi açıklar niteliktedir. Askerin sivil yargıda yargılanmasının önü kapatıldı. Ordu yıllarca komşu ülkeleri düşman ilan edip sürekli bir tehdit gibi topluma aşıladı. Sanki her an gelip buraları işgal edecekmişçesine bir eğitim sistemi geliştirildi. Yıllar geçti hiçbir komşu gelip buraları işgal etmedi. Bu anlayışla ordu sürekli zinde tutuldu. Halk bu şekilde yıllarca kandırıldı. Ama son zamanlarda ortaya çıkan darbe planları, ordu içerisinde mevcut olan çeteleri ortaya çıkarmıştır. Özellikle JİTEM’in bölgede işlediği cinayetlerin bir mağduru da şuan aramızda bulunan Sayın Orhan Miroğlu’dur. Kendisi Diyarbakır ilinde suikasta uğramış ve bu saldırıda Kürt bilgini Musa Anter hayatını kaybetmiştir. Askeri vesayeti iliklerimize kadar hissettik. Son olarak kaldırılan EMASYA protokolü gibi gizli yapılanmalar, toplum üzerinde olumsuz etkiler bırakıyordu” dedi.
“Askeri vesayet, bir zihniyet olarak ele alınmalı”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Bingöl Şube Başkanı Nihat Aksoy, Türkiye’deki vesayet sisteminin 2.Osman’dan beri devam ettiğini ve Osmanlı Devletinde başlayan bu anlayışın süreklilik kazandığını söyledi.
2.Osman idam edildikten sonra başlayan vesayet sisteminin süreklileştiğini belirten Aksoy: “Türk siyasetindeki askeri vesayet, Osmanlı dönemi 2. Osman’ın tahtından indirilip Yedikule zindanlarında idam edilmesiyle başlayan bir süreçtir. O günden buyana Türk siyaseti, o günden buyana devam eden askeri vesayeti kaldırmaya muktedir olamamıştır. Özellikle 207’de mahalle baskısı söylemiyle başlayıp 2009’da sivil vesayet tartışmasıyla devam eden askeri vesayete karşı sivil vesayet tartışması gündeme oturdu. Sivil vesayet kavramını, askeri otorite üzerinde değil, sivillerin üzerindeki vesayeti olarak ele alabiliriz. Bunu, Kürt sorunundan bağımsız düşünemeyiz. Her türlü vesayete karşı olmak, çözümsüzlüğe karşı olmak demektir. ‘Askeri vesayetten demokrasiye geçiyoruz’ demekle demokrat olunmadığı gibi, askeri vesayetten sivil vesayete geçiyoruz demek de Ergenekoncu demek değildir. Askeri vesayeti bir üniforma etrafından tartışmamak gerekir. Bu bir zihniyet olarak ele alınmalıdır. Asker de, sivil de baskı kurarsa bunun adı vesayettir.”
“Kanun ve yönetmelikler değişmeli”
Askeri vesayetle ilgili görüşlerini aktaran BİN-DER Başkanı Doğan karasu ise, askeri vesayetin kaldırılması konusundaki çözüm önerilerini şöyle sıraladı.
“TSK İç Hizmetler Kanunu Ve Yönetmeliği, TSK Personel Kanunu, Askeri Şura Kanunu,
Jandarma Teşkilat Kanunu, Milli Güvenlik Kurulu Genel sekreterliği Hakkındaki Kanun vb. değiştirilmelidir. Bunların tamamı kanundur. Hükümetin çok rahat yapabileceği değişikliklerdir. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi değiştirilmeli, hatta kaldırılmalıdır. Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığına bağlanmalıdır, Milli Savunma Bakanlığı bütçesi Sayıştay denetimine açılmalıdır. Askeri-Sivil yargı ikilemine son verilmelidir. Profesyonel orduya geçilmelidir.”
“Askeri vesayete göre halkın istekleri önemli değildir”
Memur-Sen Bingöl Şubesi Başkanı Abdurrahman Ensari, Askerin vesayet anlayışının halkı cahil olarak gördüğünü bu gerekçe ile sürekli müdahalede bulunma ihtiyacı hissettiğini söyledi. Bu mantığa göre halkın kendi kendini yönetemeyeceği anlayışının hâkim olduğunu savunan Ensari, “ Askeri vesayet mantığında halk cahildir ve kendi kendini yönetemez, taleplerde bulunamaz. Onlara göre idare ancak topla tüfekle ve askerle olur. Bu çok ürkütücü bir anlaştır.1982 Anayasası işte bu anlayışın ürünüdür” dedi.
“Bir belediye nasıl denetleniyorsa TSK aynı şekilde denetlensin”
Vatandaşın vergileriyle ayakta duran Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülkenin huzur ve güvenliğini sağlamakla görevli olduğunu belirten Bingöl berberler ve Kuaförler Derneği Başkanı Mehmet Ulcay, son dönemlerde üst düzey rütbelilerin terör örgütü ve Ergenekon davalarında yargılanmalarının ve bunların bir takım güçlerce engellenmelerinin düşündürücü olduğunu söyledi.
Askerin hata yapmayacağı izlenimin verildiğini öne süren Ulcay: “Her kim olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysa ve yanlış yapıyorsa, ülkeye zarar veriyorsa bunun cezasını çekmelidir. Maalesef Türkiye’de ayrı bir hukuk işliyor. Askere dokunan yanıyor! Kozmik Oda dedikleri askeri karargaha Türkiye Cumhuriyeti’nin hakimi giremiyor. Neden? Orada ayrı bir güç mü var? Bir belediye veya dernekler nasıl denetleniyorsa, Türk Silahlı Kuvvetleri de aynı şekilde denetlenmelidir”
“Son iki yıldır bir yumuşama var”
Anayasa Mahkemesi’nin yapısının yeniden düzenlenmesi ve sivil bir anayasa yapılması gerektiğini söyleyen Ali Burakgazi ise, Sivil anayasa istenildiğini, hükümetin de bu konuda bazı çalışmaları olduğunu ifade etti.
“Bütün vatandaşların ‘birinci sınıf vatandaş olarak haklarına, düşüncelerine, inançlarına, özgürlüklerine sahip olarak yaşaması’ herkesin ortak hedefi olmalı” diyen Burakgazi: “Cuntanın ve darbe yapmak isteyenlerin karşısında duran bir yapı da olmalı. Anayasa değişikliği ve sivil anayasa, askeri vesayetin kaldırılmasında önemli yer alacaktır. Genel Kurmay Başkanının açıklamalarını olumlu buluyorum. Son 2 yıldır bir yumuşamanın olduğunu görüyor ve bunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir noktada, empati yapmak gerekiyor” dedi.
ÜNİVERSİTE İÇİN SERT ELEŞTİRİLER
Bingöl Üniversitesi’nin de yerel gündem olarak ele alındığı toplantıda, Rektör Prof. Dr. Gıyasettin Baydaş ve izlenilen yol haritasına yönelik ağır eleştiriler yer aldı. İşte o toplantıda üniversite hakkında eleştiriler ve aktarılan görüşler..
Doğan Karasu: “Bingöl Üniversitesi durumuna bakıldığında 50 yıl sonrasını görmek mümkün değil. Sosyal ve kültürel alanda bir gelişim yok. İnsanlar hala üniversiteye bilim yuvası gözüyle değil, ekonomik boyutlarıyla bakıyor. Toplum, bir yerleşim biriminin gelişmesi için askeri birlik veya üniversite gerektiği kanaatinde. Hala ne kadar öğrenci geleceği, bu öğrencilerin ne kadar para bırakacağı öncelikli olarak konuşuluyor. Bingöl Üniversitesi’nin tek sorumlusu Cevdet yılmazdır. Rektör tercihi onundur. Çevresinin, bölgesinin etkisinde kalarak, lokal milliyetçi tercihle bu adayı atamıştı Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Nihat Dilsiz’i onaylamıştı. Türkiye-Ermenistan karşılaşması esnasında Sayın Gül’ün tercihi değiştirilmiştir. Biz, herkesime açık, her düşüncenin hayat bulduğu bir üniversite istedik, istiyoruz.
Bir grubun düşüncelerini yansıtan, dünya görüşünü önceleyen üniversitenin Bingöl’e bir yararı olamaz. Üniversitedeki huzursuzlukların nedeni bu tür fikri kadrolaşmadır. Hiçbir kurum, hiç birimizin babasının malı değildir, bu kurumlar bizim vergilerle ayakta duruyor. Her kurumun işleyişiyle ilgili hesap sorma hakkımız vardır. Bingöl halkı ve öğrencileri bu yapıyı bildikleri için Bingöl üniversitesini tercih etmiyorlar. Bu mantıkla gidilirse üniversite, lise düzeyini geçemeyecektir. Yazık oluyor, bu ülkeye yazık oluyor”
Nihat Aksoy: “Üniversitenin yerel gündem olarak tartışılacağı bu toplantıda, davet edilmelerine rağmen konun muhataplarının katılmaması üzüntü vericidir. Bingöl Üniversitesinde öğrencilerin karşılaştığı bazı güçlüklerden bahsedeceğim. Burada üniversite idaresinin öğrencilere karşı yaptıkları uygulamalar bir bilim yuvasına yakışmamaktadır. Bir yerel motife gösterilen tahammülsüzlük kabul edilebilir yanı yoktur. Burada okuyan yaklaşık 30–40 öğrenciye üniversite idaresi tarafından soruşturma açılmış. Bu öğrencilere kınama cezası verilmiş. Üniversite idaresi öğrenci hakkında soruşturma açamaz ve kınama cezası veremez. Varsa herhangi bir suç unsuru devletin savcıları var. Burada yargı gereğini yapar. Üniversite rektörünün öğrencilere ceza vermesi kabul edilemez. Bizim, üniversitenin yerel gelişime bakış açımız, kültürel ve düşünsel anlamdadır. Üniversiteler, bulunduğu yerlerin düşünce yuvalarıdır. Farklı fikirlerin olması doğaldır. Dışarıdaki müdahalelere aldırmaksızın öğrencilerin bu düşünsel yuvada kardeşçe düşüncelerini ifade etmelidirler. İHD olarak hak ihalelerinin olmadığı bir üniversite istiyoruz.”
Ensari: “Üniversitede eksikler çok fazla. Fiziki ve diğer eğitim eksiklikleri bir yana buradaki uygulamalarda çok önemlidir. Örneğin yapılan ihalelerde üniversite yönetimi şeffaf olmalıdır. Bingöl kamuoyu ihalelerin hangi şartlarda gerçekleştirildiğini merak etmektedir. Bingöl üniversitesi hiçbir grubun etkisinde olmalıdır. Üniversite idaresi öğrenciler arasında siyasi görüşe paralel olarak uygulamalar yapmamalıdır. Yerel motif ve sembollere takılmak bilim yuvasına yakışmaz. Üniversitemiz daha çok tazedir. Şimdiden bu tür olumsuzlukların yaşanması halkında tepkisine neden olur. Bu yüzden üniversite idaresi şeffaf olmalıdır.”
Mesih Demirel: “Üniversitenin şeffaflık ilkesiyle yönetilmesini istiyoruz. Birçok ihale yapılıyor ve bu ihaleleri sürekli aynı firmaların aldı belirtiliyor. Bunun kamuoyuna açıklanması lazım. Kim hangi ihaleyi ne kadara almışsa bunu açıklamaları lazım.”
Mustafa Kurban: “Üniversite, ilin kalkınmasında önemli rol alacaktır. Fakat görüyoruz ki öğrencilere kiraya verilen evler için yüksek miktarda kira bedelleri istiyor. Benim de evim var ve öğrencilere vermişim. Ama duyuyoruz ki evini Bin liraya kiraya verenler var. Bu konuda Sayın Bakanımızın, Valimizin, belediye başkanımızın girişimlerde bulunması ve ihtiyacın karşılanması noktasında çalışmalar başlatmalarını istiyoruz”